18 Kasım 2013 Pazartesi

Erkek Ve Kadın Manzaraları/Aşağıda ki yazıda hiçbir kurum, kuruluş, kişi kastedilmemiştir.Hiç kimse boşuna alıngalık yapmasın

 
    Ah bu şarkıların gözü kör olsun! 
Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim?
Arkadan; seviyorum hem de çok, ölürüm sana…
Sonra; git… Ardından; Gitme duuur ne olursunnn.
Ne erkeklerle, ne erkeksiz... Hem; yanıyorum arzularınla, hem: kahrolsun erkekler.
Bu ne yaman çelişki annem…

Bir erkek olsun; yakışıklı olsun, duygusal olsun, romantik olsun, cömerrrtt olsun ama birazda sert olsun, bana sahip çıksın… O her ne demekse!
Şu demek efendim: benim faturalarımı ödesin, hatta aileminkini de ödese hiç fena olmaz yani… Bana güven versin, ben moral bozukluğundan gidip, onun kredi kartıyla terapi yaptığım zaman ‘iyi yaptın canım nasılsın şimdi? Bu konuda bana güven ve istediğin zaman terapi yapabilirsin’ desin.
Bana sahip çıksın; çünkü ben kadın başıma kendime sahip çıkamam, kurda kuşa yem olurum maazallah… Ya tüm bunları başka bir sahip çıkıcı üstlenirse? Beni kaybedeeerr…
Bana sahip çıksın: hayat yükümü hafifletsin, bazen benim yerime ama benim gibi düşünsün, bazen benim yapacaklarımı benim yerime yapsın ve tüm bunları yaparken de beni sevsin, sakın aldatmasın oyarım valla (zaten elimi sallasam ellisi benim gibi kadını bulmuşta…)

Düşünüyorum da… Bazen haksızlık ediyorum galiba?
Aslında, o bana sahip çıkmasını biliyor, mesela; rahat işe gidip geleyim diye hediye ettiği araba beni ne kadar çok düşündüğünü göstermiyor mu?
Canım benim yaaa, nankör müyüm ne…(yaş günümde alacağı evin garajı var mı acaba?)

Nee evlenelim mi dedin sen?
Seviyorum ben bu adamı yaaaa, ne önemi var nohut oda, bakla sofa, aşk olsun yeter ki aşşşk… Tamam, evlenelim canım.

Bak kocacım; sana adımın arkasına soyadını ekleme şerefi verdim ya, zaten belediye de onayladı, artık benim(malım)sin. Senin olan ne varsa benim, benim olan ne varsa benim… Sen beni her halimle seversin, evet biraz kilo aldım ama olsun, sen beni yine seversin.
Çalışmasam diyorum artık, bebek yapsakkkk…

Tatlım yetişemiyorum, çocuk, ev, sen… Kolay mı sanıyorsun, evet bu aralar kuaföre de gidemedim, saçlarım, ellerim, ayaklarım, kaşlarım ondan bu durumda…
Ne yapiiim su içsem yarıyor…

—Sen neden bugün bu kadar şıksın bakiiim?
— Neden telefonun sürekli sessizde ve neden sürekli cebinde? Hatta tuvalete bile onunla gidiyorsun?
— Ne kokuyorsun sen, yeni mi bu parfüm?
—Bu neeeee? ‘Dudak izi desenli gömlek mi?’ Yuh artık yaniiii…
— Boşanalım; seninle evlendim çünkü bana sahip çıkacak birini istiyordum… İstiyorum.

Yeniden başlamam lazım, eskiden taptığımı, taşlamam lazım. Yeni bir aşk, yeni bir iş, yine gülecek bir neden lazım, kendime yeni bir ben lazım. (Sertap’ın bu durumda ki kadınlar için söylediği trübün şarkı).
Dedim ya ah bu şarkıların gözü kör olsun:))

NERO


















NERO

6 Kasım 2013 Çarşamba

Aksesuar kutularında kalan ufak tefek inceliklerden...Bayan Sofia..
CÜRETKAR MISIN? DONKİŞOT MU?

Cüret edebilir misin? Nelere cüret edersin?
Çok mu cesursun? Ne yaparsın mesela?
Ne için, kimin için, neye, kime rağmen yaparsın?
Mesela; hiç tanımadığın biri için hırsızlık yapar mısın, karnı doysun diye?
Sevdiklerin utansa da kızsa da çok istediğin bir şeyi “rağmen” yapabilir misin?
Çok acı çekiyor diye birinin hayatına son verebilir misin?
Yüzme bilmesen de atlar mısın ada vapurundan?
Tek başına avaz avaz “savaşma seviş” diye eylem yapabilir misin en abuk bir yerde?
Âşık olabilir misin hesapsız kitapsız, en aykırı adama, kadına?
Ve bu kadar âşıkken  cüret edebilir misin her şeyi bırakıp, çantanı sırtına vurup Olympos’a tırmanmaya?
Ya da kendini eleştirebilir misin? Bu kadar cüretkâr olabilir misin?
Donkişot’a çok mu gülersin; yel değirmenlerinden ötürü?
Hayatında yel değirmenleri var mı?
Savaşın var mı diğerleri ile… Kimlerle savaşıyorsun hayat içinde?
Annenle babanla çocuğunla arkadaşınla patronunla aşkınla?
Kendinle?
En büyük düşmanın kim?
Sen(misin)?
Senin, yel değirmenlerin sen(mi)sin…
Sen seni anlamaya cüret edebilir misin?
Var mı cesaretin kendini çözmeye?
Sen haklı mısın hep?
Kendini haklı çıkarıyor musun kendine,
Bahaneler buluyor musun haklı çıkacak,
Seni, sana karşı savunuyor musun?
En haklı, en masum sen misin?
Sen bencilde değilsindir…
Önce kendini düşünmezsin hiç, için içinde olsa düşünmezsin…
Sen başkalarının başarılarını da kıskanmazsın,
Hatta gurur duyarsın, midene kramp bile girmez.
Niye bunlar benim başıma gelmiyor, neyim eksik dahi demezsin…
En güzel,en yakışıklı sensin, en çok sen sevilirsin… Seni herkes sever.
Cüretkâr mısın?
En son ne zaman itiraf ettin kendine? En son ne zaman acıdın kendine?
Sen ki her şeyin en iyisini “hak ettiğin” halde…
Cüretkâr mısın?
Kendine ayna tutacak kadar, kanayana kadar yargılamaya…
Sen çok “şey” sin dimi? Offf adı bile konulmayacak kadar “bir şey” sin sen!
Elbette bir adın var; Korkaksın sen! Değil misin?
Git haykır o zaman;
Sana katlanıyorum çünkü… Sana söylemiyorum çünkü… Susuyorum çünkü…
Yalan söylüyorum çünkü… Yüzüne gülüyorum çünkü…
Ben bencilim, en çok kendimi severim, dünya benim etrafımda döner,
Çok mu farkındalıklıyım?…
Hiç bir şeyden haberin yok senin.
Mış gibimi yaşıyorum hayatı? Kendime bile itiraf edemiyor muyum?
Ben bile bana inanıyor muyum?
Cüretkâr mısın? Cesur musun? Dürüst müsün?
Bunlar senin yel değirmenlerin mi yoksa?
Savaş bakalım; cüret etmek için, cesur olmak için, dürüst olmak için…
Pardon pardon, bunların hepsi zaten sende vardı değil mi sevgili Donkişot:)

NERO

 

5 Kasım 2013 Salı

Aborjin Ruhum benim...
Çok basit, herkes yapabilir. Kolye boyuna tam oturuyor. Yaka formunda kesilmiş kumaş üstüne ahşap ve boncuklarla süslenebilir. Çanta çok büyük değil ama biraz daha büyüğü  yapılabilir. Kimlik, telefon, para vb koyabilecek gibi. Zinciri uzun, takınca göbek hizasına kadar iniyor.
İki nefes arasıdır yaşam; Doğarken çığlık çığlığa nefes alırsın, ölürken derince çaresizce verirsin...
Son telaşlarım yüzünden buradayım. Daha çok yazmak, daha çok paylaşmak, içimde kalanları burada bırakmak istiyorum...İkizler burcuyum ben, delinin teki, enerjinin kraliçesi, sevgi arsızı, çok bilmiş, az ukala, sağlam dost, meraklının önde gideniyim. Yazdıklarımı paylaşmak, herkese yemekler yapmak, en sevdiğim el işlerimle gururlanmak, anlık ruh durumu bildirileri ile günü şenlendirmek, bazen de; kusar gibi, susar gibi en melankoli halimle playback yapmak niyetim...
Dedim ya her an çekip gitmek var yaşamda..
Yarım kalan işleri olanları öteki tarafa almıyorlarmış :) Bende her gün arkası yarın gibi yazılar yazıp nokta koymamayı planlıyorum...Nasıl ama?
E kimse okumazsa ben okurum a canım :)

NERO